Allgemein
Hinterlasse einen Kommentar

Her erkek biraz da devlettir aslında

Kadına karşı şiddeti “diğerlerinin” sorunuymuşçasına ele almak, “bizden” olana toz kondurmamak için şiddetin failine karşı sessiz kalmak, şiddeti yok saymak hem sorunun bir parçası, hem de çözümün önünde büyük bir engel. Kadına uygulanan erkek şiddetinin yalnızca “sağcıların, islamistlerin, eğitimsiz kesimin sorunu” olduğunu iddia etmek, bu kesimlerin dışında bulunan kadınlara uygulanan şiddeti inkâr etmek anlamına geliyor. Kendi sosyal çevremizden bireylerin uyguladığı şiddeti “kavganın” itibarına zarar gelmesin diye inkâr ederek veya şiddete suskun kalarak bunu yalnızca meşrulaştırmakla kalmıyoruz, aynı zamanda kendimizi fail statüsüne çıkarıyoruz, çünkü şiddetin failini en iyi besleyen şey sessizliktir.

Almanya’nın Aşağı Saksonya (Niedersachsen) eyaletinin Hameln kentinde yaşayan genç bir kadın olan Kader K., ayrıldığı eski partneri tarafından geçtiğimiz ay neredeyse öldürülüyordu. Fail Nurettin B., Kader’i önce akciğeri ve dalağından bıçakladı, ardındansa boynunu iple bir aracın arkasına bağlayarak onu tam 250 metre boyunca yolda sürükledi. 28 yaşındaki kadın hâlâ yoğun bakım ünitesinde ve konuşamıyor.

Ailenin basına aktardıklarına göre 38 yaşındaki fail erkek, Kader’e ilk defa olayın yaşandığı gün şiddet uygulamadı. Daha önce Kader’e hamileliği esnasında da bedensel şiddet uyguladı ve hem Kader’i, hem de avukatını öldürmekle tehdit etti. Ayrıca fail Nurettin B., Kader’in doğum yaptıktan sonra yanına taşındığı annesi Hayriye’nin evini basarak burnunu kırdı, fakat Hayriye, Cudi’ye zarar gelebileceğini düşünerek şikayetini geri çekti. Son saldırı yaşanmadan önce failin tehditlerini defalarca kez polise bildirmelerine rağmen önlem alınmadı ve Kader şimdi bir hastanede hayatta kalmak için mücadele veriyor.

Kadına şiddet her yerde

Kadınlar, devrimci mücadelenin içinde dahi kendilerine ait bir alan yaratabilmek, seslerini, taleplerini duyurabilmek için mücadele etmek zorunda bırakılırken gerçek bir eşitlikten söz edebilir miyiz? Kürt kadınları hem Kürt, hem de kadın kimlikleri sebebiyle ikili bir ayrımcılığa maruz bırakılıyor. Batı’da kadınlar kendi yaşamlarıyla ilgili tercihler yaptıkları gerekçesiyle şiddete maruz bırakılırken ve öldürülürken, Kürt illerindeki kadınlar sömürge güçleri tarafından cinsel, bedensel ve psikolojik şiddete maruz bırakılıyor. “Özel Harekat” polisleri Silopi’de okul bahçelerinde kız öğrencileri taciz ederken, Varto’da, Cizre’de katlettikleri kadınların çıplak bedenlerini teşhir ederlerken, diğer yandan bir Kürt erkeği, düşmanının kendisine uyguladığı şiddetin aynısını eski eşine uyguluyor: Hacı Lokman Birlik gibi Kader’in de bedeni bir aracın arkasında sürükleniyor. 250 metre boyunca. İki yaşındaki çocuğu Cudi de aracın içindeyken.

Devlet, kadın bedeni üzerinden bir fetih siyaseti yürütürken, devleti temsil eden silahlı güçler Cizre’de duvarlara “Kızlar ininize geldik” gibi tecavüz tehditleri yazarken, Kürt kadınları hem erkek devlete, hem de sivil erkek şiddetine karşı mücadele veriyor. Rojava’da DAİŞ çetelerine karşı mücadele veren YPJ kadınları yalnızca işgalcilere karşı değil, aynı zamanda kendi toplumlarında yer alan ataerkil anlayışa karşı da mücadele veriyor, farklı toplumsal modellerin mümkün olduğu gerçeğini hayata dökmek için savaşıyorlar. Bir YPJ komutanı olan Sozda, Dilar Dirik’e verdiği bir röportajda şunları söylüyor: “Bizler yalnızca DAİŞ’e karşı mücadele veren kadınlar değiliz. Bizler toplumun zihniyetini değiştirmek ve dünyaya kadınların neler başarabileceğini göstermek için savaşıyoruz. Dünya bizi yalnızca silahımızdan tanısın istemiyoruz. İstediğimiz, anlayışımızı tanımalarıdır.”

Erkeklik şiddetine maruz bırakılanlar yalnızca silah kuşanarak militarist erkekliği tehdit eden kadınlar değil. Kadınlar her zaman, hayatın her alanında örgütlü erkekliğe karşı mücadele veriyorlar. Kendisine tehditlerle tecavüz eden adamı öldüren ve erkek yargı tarafından müebbet hapis cezasına çarptırılan Nevin Yıldırım’dan yazar olduğu için tecritte tutulan Aslı Erdoğan’a, Gültan Kışanak’tan kendisini seks işçiliği yapmaya zorlayan eski eşine karşı öz savunma hakkını kullanan, hayatta kalabilmek için öldüren Çilem Doğan’a, Kobane’yi yeniden inşa etmeye giderken Suruç’taki saldırıda ağır yaralanıp henüz yürüyemeyen, tedavisi devam eden Güneş Erzurumluoğlu’dan adliye basamaklarında polis tarafından tekmelenerek beli kırılan avukat Zeycan Baycı’ya, kapatılan Jin Haber Ajansı’ndan sosyal medyada linç edilen kadın aktivist ve gazetecilere kadar ve daha duymadığımız ve sayamadığımız nice kadınlar, inandıkları değerler uğruna mücadele vermeleri gerekçe bilinerek erkekliğin şiddetiyle tanıştırılıyor. Erkek düzene karşı sessiz kalmayan kadınlar, mücadele azimleri ve insanca yaşama taleplerinden ötürü cezalandırılıyor, tercih hakları darp edilmeye çalışılıyor, hücrelerde tutularak sesleri kısılmaya, sindirilmeye çalışıyorlar.

Her erkek biraz da devlettir aslında

Baskı gören gruplar arasında koşulsuz bir dayanışma söz konusu olmamasını ve ezilenin bazen ezen konumuna gelmesini Kader’in şahsında Sosyal Psikolog Dr. Özden Melis Uluğ ile konuştuk. Melis, devletlerin kurumlaşmış olan ataerki alanlarından bir tanesi olduğunu ve hegemonik erkekliğin yeniden üretilmesine sebep olduğunu izah ediyor ve ekliyor: “Burada hegemonik erkeklik kavramını açmakta fayda var. Hegemonik erkeklik sadece kadınlarla inşa edilmemekte, dışlanmış erkeklik biçimleriyle ilgili olarak da inşa edilmektedir. Bu tanımdan yola çıkarak hegemonik erkekliğin iki ana hegemoni alanı olduğu, ilkinin erkeklerin kadınlar üzerindeki, ikincisinin ise ayrıcalıklı erkeklerin ayrıcalıklı olmayan erkekler üzerindeki hegemonisi olduğu söylenebilir. Hacı Lokman Birlik’in polis panzerinin arkasında sürüklenmesi bize Türk-Kürt ilişkisi bakımından çok şey söylemekle birlikte, erkekler arası güç ilişkileri açısından da önemli bir şey söylemektedir. Öte yandan başka bir bağlamda da Kürt bir erkeğin de bunu eski eşine ve ondan boşanmak isteyen bir kadına uyguladığını görüyoruz. Burada da hegemonik erkeklik ekseninde erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğu hegemoniyi görüyoruz.“

Buna göre örneğin bir Kürt erkek her ne kadar bir Türk erkeği karşısında dışlanan statüsünde de olsa, aynı erkek farklı bir alanda, yani kadınla olan ilişkisinde dışlanan taraf olmaktan çıkabiliyor. Farklılıklarından dolayı ayrımcılığa ve şiddete maruz bırakılan bir erkek, kadına farklılıklarından dolayı ayrımcılık ve şiddet uygulamaktan çekinmeyebiliyor. Şiddet fiziksel boyuta erişmese dahi toplumsal cinsiyet rollerine dayalı farklı davranış ve adaletsiz ev dışı ve ev içi iş bölümünü kadına diretiyor. Örneğin erkek, sofrada dostlarıyla birlikte siyaset konuşurken, kadın bulaşıkları yıkıyor.

Melis sözlerine şöyle devam ediyor: “Bir erkek, kimliğinden dolayı kendisine şiddet uygulayan devletin kadına uygulanan şiddeti de ürettiğini görmezse tam da o her erkek biraz da devlettir‘ sloganında olduğu gibi kendisinin de kadın-erkek ilişkilerinde bu şiddeti üretebildiğine şahit olabiliriz. Devlet, erkeklik ve şiddet arasındaki ilişkiyi kadınlar çok uzun zamandır hem akademik alanlarda hem de çeşitli platformlarda tartışıyor. Dileriz bu ilişki daha çok tartışılsın ve toplumda çeşitli kimlikleri sebebiyle dışlanmış erkeklerde de bir farkındalık uyandırsın.“

İçindeki erkeği öldür

Erkeğin diğer cinsiyetlere karşı olan üstünlüğü yok edilmedikçe hiyerarşi her alanda varlığını sürdürmeye devam edecek. Hiyerarşi her alanda varlığını sürdürmeye devam ettikçe hiçbir özgürlük güvence altına alınamamış olacak. Melis’in de dediği gibi çeşitli nedenlerden yolayı ayrımcılığa ve şiddete maruz bırakılan erkeklerin bu anlamda sorumluluğu çok büyük. Onlar, yani belki de bu satırı okuyan siz, içinizdeki erkeği öldürmediğiniz sürece zulmün sağ kalabileceği bir zemin daima var olmaya devam edecek.

Bu yazı 10.12.2016 tarihinde Yeni Özgür Politika gazetesinde basılmış, 14.12.2016 tarihinde ise internet sitesinde yayınlanmıştır
Advertisements
Dieser Eintrag wurde veröffentlicht in: Allgemein

von

Welcome to my blog! Here you will find some inputs of politics of Turkey, women in media and animal and women’s rights. The name is Sibel Schick and I was born on a wednesday on the hot southwest coast of Turkey as the only child of an arranged marriage. I left my home city 2009 due to the twofold discrimination I experienced as a kurdish woman. Currently I live in Cologne, Germany with my roommates and three cats. I spend most of my time at the TH Köln where I study Online-Redaktion and writing articles for various media. Besides I am keeping busy with the proactive platform erktolia.org which I co-founded, the turkish version of the international anti-sexist community macholand.org. I make and cherish music in my spare time and enjoy comedies.

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s